Tetik parmak, tendonların içinden geçtiği tünel yapıların kalınlaşması ve tendonların geçişini engellemeye başlaması ile ortaya çıkan ve parmaklarda ani kitlenme veya bükülmeye neden olan bir sorundur. Genellikle 40-60 yaş arasında ortaya çıkan tetik parmak; diyabet, gut ve romaid artrit hastalarında daha sık görülür.

Tetik Parmak Belirtileri
Tetik parmak rahatsızlığının belirtileri, hastalığın evresine bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte genellikle şöyledir:
- Parmakları hareket ettirirken ses gelmesi,
- Sabahları parmaklarda oluşan sertlik, parmağı kolayca hareket ettirememe,
- Parmaklarda ani kitlenme ve kitlenme oluşan parmağın tabanında hassasiyet ya da yumru hissetme,
- Parmağın sık sık düz ya da bükülmüş pozisyonda kilitlenmesi
Tetik Parmak Tedavisi
Tetik parmak tedavisi, hastalığın evresine bağlı olarak değişiklik gösterir. Başlangıç evresindeki hastalarda atel kullanımı ve düzenli kontrol ile hastalığın kontrol altına alınması sağlanabilir. Tetik parmak nedeniyle hastanın günlük hayatının zorlaşması ve semptomların artması durumunda ise cerrahi yöntemler uygulanır. Tetik parmak ameliyatı ortalama 20 dakika süren cerrahi operasyonla yapılır.
Diz protezi ameliyatlarında, belden uyuşturma denilen spinal epidural anestezi veya genel anestezi uygulanabilir. bu seçimde anestezi doktorunun hastayı muayene ettikten sonra ve birtakım kan tahlilleriyle akciğer filmi veya benzeri tetkiklerle hastayı değerlendirdikten sonra, hangisinin uygulanması daha faydalı olacaksa hastayla konuşulur ve hasta bunu tercih eder. Diz protezi ameliyatında süre, tek diz ya da iki diz ameliyatı yapılmasına göre değişir. Ortalama olarak cerrahi süre, tek diz protezi ameliyatı için yaklaşık 1,5 saattir.
Diz protezi ameliyatı sonrası hasta hemen ertesi gün mutlaka hareketlendirilir. Bu hareketlendirmede kastedilen yatak kenarında oturtup dizi açma kapama hareketlerinden, eğer hastanın genel durumu uygunsa ve hasta bu duruma uyum gösterebilecekse ayağa kaldırılıp walker ya da yürüteç denen cihazların yardımıyla yürütme tarzında olmaktadır. Hasta eğer kendinde bu gücü buluyorsa ertesi gün ayağa kalkıp yürüyebilir.
Diz kireçlenmesinde tedavi yöntemleri planlanırken birkaç faktör göz önünde bulundurulur. Bunlar hastanın yaşı, hastanın kilosu ve günlük yaşantıda yaptığı iştir. Genç hastalarda ve hastalığın erken evrelerinde daha çok konservatif tedavi denilen tedaviler tercih edilmektedir. Bunlar da ağrı kesici antienflamatuar ilaçların kullanımı, birtakım eklem içi enjeksiyonların yapılması, fizik tedavi, eğer hasta kiloluysa bu kilonun verilmesi yönünde birtakım destek tedaviler kullanılabilir. Günlük yaşantıda hasta dizini yanlış kullanıyorsa bunu düzeltmek tedavinin bir parçasıdır. Soğuk uygulamalar başlangıç dönemindeki hastalarda faydalıdır. Hastadan alınan kanın santrifüje edilip, trombositten zengin kısmının diz eklemi içerisine enjekte edilerek kıkırdağın beslenmeye çalışıldığı PRP tedavisi, son dönemde başvurulan diz kireçlenmesi tedavi yöntemleri arasındadır. Daha ileri evreye geçmiş, yaşı da ilerlemiş olan hastalarda fizik tedaviden destek alınabilir. Diz kireçlenmesi egzersizleri bu noktada önemli bir fonksiyona sahiptir. Eklem içi enjeksiyonlar bu grup hastada daha çok ön plana çıkar. Dizlikler kullanılabilir. Fakat dizdeki kireçlenme belli bir seviyenin üzerine çıktığı takdirde yaş da eğer uygunsa bu hastalarda birtakım cerrahi tedaviler tercih edilebilmektedir. Bunlar eklem içerisinin artroskopik yöntemlerle temizlenmesinden başlayıp diz protezine kadar ilerleyebilecek tedavi yöntemleridir.
Diz kireçlenmesi cerrahi tedavisinde son uygulanan tedavi total diz protezidir. Bu da diz ekleminin tamamen değiştirilmesi anlamına gelmez. Yük taşıyan ve harap olmuş olan eklem kıkırdağının tıraşlanıp üzerine özel bir metalden yapılmış kaplamanın geçirilmesi söz konusudur. Diz protezi ameliyatı yaklaşık bir buçuk iki saat kadar süren, hastane de 3-4 gün gibi bir süre yatmayı gerektiren bir ameliyattır. Diz protezi ameliyatı sonrası ertesi gün hasta ayağa kaldırılır. Walker ya da yürüteç denen cihazlarla hasta bir an önce mobilize edilir. Diz protezi ameliyatı sonrasında kanda pıhtılaşmayı ortadan kaldırmak amaçlı kan sulandırıcı ilaçların bir süre kullanılması gerekmektedir. Diz protezi ameliyatı sonrasında ortalama 6 -8 hafta sonrasında hastalar normal yaşantılarına dönebilmektedirler.
Halluks valgusun cerrahi olmayan tedavisi uygulanan hastalarda hastalık belli bir noktadan sonra cerrahiye gidebilmektedir. Çünkü silikon parmak arası makaralar, bunyon yastıkları, gece atelleri hastalığı yavaşlatmakla birlikte durdurmamaktadır. Bir süre sonra hastanın deformitesi ilerlemektedir. Bu süre kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. 1 yılda da olabilir 5 yılda da cerrahi düzeye gelebilir. Cerrahi seviyeye geldiğinde en önemli kriter röntgen filminde baş parmağın dış kısma ne kadar açılandığı yönünde değerlendirilmesi gerektiğidir. Bu açılanmanın derecesine göre çeşitli halluks valgus ameliyatları söz konusu olmaktadır. Bunlar yumuşak doku ameliyatlarından başlayıp kemik dokuda açısal birtakım değişikliklerin sağlandığı osteotomi denilen ağır ameliyatlara kadar devam edebilmektedir. Halluks valgus cerrahisi yaklaşık 45 dakika süren, röntgende görülen deformitenin şiddetine göre planlama yapılarak girilen bir ameliyattır. Yumuşak doku ameliyatları daha kolay ameliyatlardır ve yaklaşık 3-4 hafta sonra hasta çok dar olmamak koşuluyla geniş burunlu ayakkabılar giyerek günlük yaşantısına dönebilir. Fakat deformite ilerlemişse ve kemik yapısının düzeltilmesini gerektiren birtakım cerrahi müdahaleler gerekirse bu süreç de değişmektedir. Halluks valgus ameliyatı sonrasında yaklaşık 6 hafta kadar halluks valgus ayakkabısı denilen bir sandalet kullanılır. Bu dönem içerisinde hastanın normal ayakkabı giymesi mümkün değildir. Ancak ameliyat sonrası ikinci günde bu ayakkabı ile ayağa kalkmak mümkündür. Kemikte osteotomi yapıldıktan sonra 4-6 hafta bu sandalet kullanılır ve radyolojik tetkiklerle kesilen kemiğin kaynadığı görüldükten sonra yavaş yavaş hasta normal yaşantısına döndürülür. Bu tür durumlarda halluks valgus ameliyatı sonrasında normal yaşama ortalama dönüş süresi yaklaşık olarak 2 aydır.
Karpal Tünel Sendromu Tedavisi
Karpal tünel sendromu tedavisi planlanırken öncelikle hastanın şikayetleri ön planda tutulur. Hastalığın ne zaman başladığı ve ne kadar şiddetli olduğu tespit edilir. Daha sonra EMG tetkiki ile bu sinir sıkışmasının derecesi tespit edilir ve hastalık hafif, orta ve şiddetli olarak üçe ayrılır. EMG (Elektromiyografi) karpal tünel sendromu tedavisinin belirlenmesinde altın standarttır. Hafif durumlarda el bileğinin atellerle desteklenerek sinirin belli bir pozisyonda rahatlatılması, B vitamini gibi birtakım vitaminlerle desteklenmesiyle tedavi denenebilir. Ayrıca sinirin sıkıştığı bölgeye kortizon enjeksiyonları yapılabilmektedir. Ancak karpal tünel sendromu, genel olarak bakıldığında ilerlemeye meyilli bir hastalıktır ve daha çok cerrahi yöntemlerle tedavi edilir.
Karpal Tünel Sendromu Ameliyatı
Karpal tünel cerrahi tedavisi, hastanın şikayetleri çok uzun süreden beri varsa, eldeki uyuşukluk çok uzun sürüyorsa ve hastanın günlük yaşantısını bozuyorsa yapılan EMG tetkiki sonucunda da sinir sıkışması kesin olarak tespit ediliyorsa karpal tünel sendromu ameliyatı gerçekleştirilir. Karpal tünel ameliyatı, lokal anestezi ya da riva denilen kolun uyuşturularak yapıldığı, yaklaşık 10-15 dakika olmak üzere kısa süren bir ameliyattır. El bileği iç kısmında yaklaşık 2 santimlik insizyonla girildikten sonra siniri sıkıştıran transvers karpal ligament denilen bağın gevşetilir ve sonra yaranın kapatılmasıyla sonlandırılır. Hastanın hastanede kalmasına gerek yoktur. 2-3 saat sonra evine gidebilir. Basit bir bandajla bir on gün kadar geçirmesi gerekir. Burada söylenmesi gereken konu ameliyat olduktan sonraki 4 ile 6 haftalık süre boyunca hastanın şikayetlerinin devam edebileceğidir. Çünkü sinirde oluşmuş olan ödemin, harabiyetin toparlanması ayrıca cerrahi sırasında oluşan ödemin toparlanması ortalama olarak bu kadar süreyi almaktadır. Daha sponra hasta hızlı bir şekilde iyileşme dönemine geçmektedir ve sonuçları yüz güldürücüdür.
Karpal tünel sendromu, ellerde baş parmak, işaret parmağı, orta parmak ve yüzük parmağının dış kısmındaki hissi getirip götüren ve parmaklardaki birtakım ince hareketlerin, eldeki birtakım ince hareketlerin innervasyonunu sağlayan medyan sinirin el bileği seviyesinde iç kısımda geçtiği bir tünelde sıkışmasıyla karakterize bir hastalıktır.
Karpal Tünel Sendromu Belirtileri
Bu hastalığın en önemli belirtileri; elde bir, iki, üç ve dördüncü parmağın iç kısmında uyuşma, karıncalanma ve zaman içerisinde gelişen güçsüzlük kavrama yeteneğinin kaybı gibi birtakım şikayetlerdir.
Karpal Tünel Sendromu Tanısı
Karpal tünel sendromunda öncelikle hastaların şikayetlerini çok iyi dinlemek gerekir. Öncelikle hangi parmakların ne zaman uyuştuğu, ne kadar süre ile uyuştuğu çok önemlidir. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü parmaklarda olan özellikle gece uyuşması şikayeti önemli bir kriterdir. Bunun dışında risk faktörlerinin olması, hastanın ev işi, el işi yapması, örgüyle uğraşması, iş gereği daktilo, bilgisayar gibi araçlarla çok çalışması bu hastalığı düşündürür. Daha sonra fizik muayenede özellikle Falen testlerin pozitif olması, bu el bileklerinden içeriye doğru büküldüğünde birinci, ikinci,üçüncü ve dördüncü parmaklarda uyuşma olmasıyla karakterize bir testtir. Bu durumda EMG testi istenir. EMG, nöroloji bilimi tarafından yapılan bir testtir. Parmaklar üzerine verilen elektriksel uyarının beyine gidip gelme süresinin hesaplanması gibi kısaca özetlenebilir. Eğer bu testte, sinir ileti hızının yavaşladığı görüldüğünde karpal tünel sendromu tanısı konur.
Karpal Tünel Sendromunun Nedenleri
Karpal tünel sendromunun sebeplerine bakıldığında çoğunlukla idiopatik denilen sebebi belirsiz olmakla birlikte hipotiroidi, romatoid artrit gibi birtakım romatizmal hastalıklar, metabolik hastalıklar, gebelikle vücutta genel olarak sıvı artışı ve ödemle ortaya çıkabilen bir rahatsızlıktır. Ayrıca ellerini çok kullanan kimselerde daktilo, bilgisayar işiyle çok uğraşan, ev işi, el işi ve örgü işiyle uğraşan hanımlarda daha sık görülen bir rahatsızlıktır.
Menisküs, diz eklemi içerisinde, iç ve dış kısımda yer alan yarım ay şeklinde kıkırdakımsı oluşumlardır. Diz eklemi içerisinde bir çeşit conta görevi gören, diz ekleminin stabil, sabit olmasını sağlayan, bütün vücut yükünün diz ekleminde dağılımını kontrol eden iki tane kıkırdakımsı yapıdır. Menisküsler conta gibi görev yaptıklarından dolayı eklem kıkırdağını koruyucu özelliği bulunmaktadır. Bundan dolayı basit bir yırtıkta ya da yaralanmasında hemen alınması tercih edilen dokular değildir.
Menisküs yırtıklarının oluşma sebepleri ikiye ayrılabilir. Bunlardan birincisi sporcularda görülen, spor yaparken ya da günlük yaşantıda herhangi bir düşme, merdivenden inerken zorlanma sonrası ortaya çıkabilen travmatik yırtıklardır. Bir diğeri ise yaşlanmaya bağlı olarak oluşan kıkırdak yapının bozulması, menisküs üzerindeki sürtünmeyi artırarak dejeneratif tip denilen bir yırtığa sebep olabilir. Tedaviye karar verilirken menisküsteki yırtığın ne sebeple oluştuğu ve tipine çok dikkat edilmesi gerekir. Genç yaşta oluşmuş bir yırtıksa, bu spor yaralanması sonrası ortaya çıkmışsa ve klinik olarak menisküs yıtığı kesinse MR tetkikiyle bu yırtığın değerlendirilmesi gerekir. Yırtıklar da MR’daki görünümlerine göre kendi arasında birtakım farklılıklar ve isimler alabilmektedir. Örneğin; kova sapı yırtık papağan gagası yırtık gibi yırtıklar söz konusudur. Şayet bu yırtık MR görünümü olarak Grade I – Grade II safhasındaysa yani çok büyük bir yırtık değilse bu menisküsü korumak gerekir. Çünkü bu kadar küçük bir yırtık sebebiyle bu menisküsü aldığınız takdirde genç hasta çok çabuk 5-10 yıl gibi bir sürede diz eklemindeki kıkırdak harabiyetiyle karşı karşıya kalabilir. Bu yüzden mümkün olduğunca korumak gerekir. Ancak MR’da büyük bir yırtık görüldüğünde hem üst hem alt eklem yüzüne ulaşan ya da kova sapı, papağan gagası, flep tarzı bir yırtık görüldüğünde yani diz eklemi içerisinde olmaması gereken bir yere girecek şekilde bir parça kopması söz konusuysa bu menisküsün kaçınılmaz olarak temizlenmesi gerekir. Eğer menisküs yırtığı dejeneratif tipte yani yaşın ilerlemesi sonucu oluşmuş kıkırdak harabiyetine bağlı olarak gelişmiş bir yırtıksa, bu tip menisküs yırtıklarında ameliyat çok tercih edilmez. Bunu bir kumaş parçasını alıp, masanın üzerine sürttüğünüzde nasıl ortada bir delik oluşuyorsa bu tip bir yırtık olarak değerlendirmek gerekir. Burada menisküsü aldığınız takdirde sürtünme devam edeceğinden dolayı bir süre sonra ki bu süre genelde 3 ay – 5 ay gibi kısa bir süredir, hastanın şikayetleri tekrar başlamaktadır. Bunlarda menisküs yırtığını tedavi etmek yerine sürtünmeyi azaltmaya yönelik tedavi yöntemlerini tercih etmek daha mantıklıdır.
Diz Protezi Nedir?
Diz protezi, kireçlenmiş olan eklemde yani kıkırdağını kaybetmiş olan eklemde bu yüzeylerin temizlenip uygun kılavuzlarla belirli kesilerin yapılıp diz eklemini oluşturan kemik yüzeylerin metalle kaplanmasıdır. Diz ekleminin yapay eklemlerle değiştirildiği bu ameliyat daha çok yaşı ilerlemiş, daha önce birtakım tedaviler denenmiş olmasına rağmen yanıt alınamamış hastalarda güncel bir tedavidir. Özellikle diz kireçlenmesi nedeniyle dayanılmaz ağrılar çeken ve günlük hayatına devam etmekte zorlanan hastaların konforlu bir şekilde yaşantılarına devam etmelerini sağlayan bir protez uygulamasıdır. Bunun yanında travma gibi nedenlere bağlı olarak diz ekleminin zarar görmesi durumlarında uygulanabilmekte ve başarılı sonuçlar vermektedir.
Diz Protezi Ömrü
Günümüzde kullanılan materyaller üst seviyede olduğu için diz protezinin ömrü uzundur. Normal kiloda bir hastada, düzgün kullanıldığında ve gerekli egzersizlerle yeterli kas gücü sağlandığında bu protezlerin ömrü 15-20 yıl civarındadır.
Diz Protezi Ameliyatı İki Dize Yapılır Mı?
Diz protezi iki dize takılabilir. Ancak burada hasta seçimi çok önemlidir. Eğer hastanın ameliyat sonrasında kendisine verilecek olan egzersizleri düzgün bir şekilde yapabileceği değerlendiriliyorsa iki taraflı diz protezi yapılabilir. Bu tamamen hekimin hastanın birlikte karar vereceği bir durumdur.
Diz kireçlenmesi (gonartroz), diz eklemindeki kıkırdak dokusunun yıpranması ve bozulması sonucunda ortaya çıkan, hastanın günlük yaşamını olumsuz etkileyen ve ilerleyen dönemde hareket kısıtlamalarına neden olabilen bir hastalıktır. Diz kireçlenmesinin en önemli nedeni yaşlanmayla birlikte diz ekleminde aşınma ve yıpranma meydana gelmesidir. Bunun yanında diz kireçlenmesine neden olan faktörler şunlardır:
- Romatizmal hastalıklar
- Aşırı kilo
- Diz ya da diz çevresini etkileyen trafik kazası, iş kazası, düşme gibi travmalar
- Diz bölgesini etkileyen spor yaralanmaları
- Doğuştan şekil bozuklukları
Diz kireçlenmesinin erken dönemde teşhis edilmesi hastalığın ameliyat olmadan tedavisine imkan sağlarken, tedavinin ihmal edildiği ve hastanın dayanılmaz ağrılar çektiği, hareket kısıtlamasıyla günlük yaşamına devam etmekte zorlandığı durumlarda diz protezi ameliyatı başarılı bir şekilde yapılabilmektedir.
PRP Nedir?
PRP, hastadan alınan 8-10 mililitre kadar kanın özel bir cihaz yardımıyla özel bir işlemden geçirdikten sonra elde edilen trombositten zengin plazma denilen sıvının hastalıklı sağlıksız bölgeye enjeksiyonu şeklinde yapılan güncel bir tedavi yöntemidir.
PRP’nin Amacı Nedir?
Vücutta iyileşmenin başlaması için kan dolaşımının olması gerekir. Kanlanması zayıf olan bölgelerde iyileşme her zaman sorunludur. Örneğin elimiz kesildiğinde buraya bir dikiş atılır. Aslında burayı iyileştiren atılan dikiş değildir. Burada iyileşmeyi sağlayan kanamayla gelen hücrelerin ordaki yerel hücreleri uyarması ve dokunun kendini tamiratıdır. Bazı bölgelerde kan dolaşımı zayıf olduğu için iyileşme problemli olur. Başlatmak için birtakım uyarılara ihtiyaç vardır. PRP, bu uyarıyı sağlayan tedavi yöntemlerinden bir tanesidir.
Ortopedide PRP’nin Yeri
Ortapedi tedavileri sırasında PRP uygulamasından faydalanılmaktadır. Bu tedaviler arasında aşil tendiniti, tenisçi dirseği, topuk dikeni gibi hastalıklar son zamanlarda özellikle diz ekleminin kireçlenmesi gibi durumlarda PRP’den faydalanmaya çalışılmaktadır. Özellikle diz eklemi kireçlenmesinde PRP son zamanlarda güncel bir tedavi yöntemi olarak çok sık konuşulmaktadır. Vücudumuzda kıkırdak dokusu, eklemlerin yüzeyini döşeyen kıkırdak dokusu kanlanması son derece zayıf bir dokudur ve hasarlandığı zaman, bu hasarlanma ki, yaş dolayısıyla olabilir, romatizmal hastalıklarla olabilir, travma nedeniyle olabilir, yaptığımız işe, geçirdiğimiz kazalara ve düşmelere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Burada hasarlanan kıkırdak dokusu, kendini tamir etmek için bir uyarıya ihtiyaç duyar. PRP ile bu uyarı yapılmaya çalışılmaktadır. Trombositten zengin olan sıvı o bölgeye ulaştığında kıkırdak hücrelerinin kendilerini yenilemesi için bir uyarı sağlar ve kıkırdak ta kendini tamir etmeye çalışır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan bir tanesi uygulanacak olan hasta, hastanın yaşı, kireçlenmenin derecesi PRP’nin başarısını belirleyen en önemli faktördür. Yaşlı hastalarda, özellikle yaş 55 üzerinde dokuların kendilerini yenileme yetenekleri kısıtlandığı, azaldığı için PRP’nin etkinliği daha da düşük olmaktadır. Bunun yanı sıra, diğer hastalıklarda bahsedilen topuk dikeni, aşil tendiniti, tenisçi dirseği gibi hastalıklarda yaşla ilgili bir bağlantı söz konusu değildir. Her yaş grubunda uygulanabilir.